DÜNYA GÜÇ AKTARIM DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI SALİM HAFFAR, TÜRKİYE'NİN GÜÇ AKTARIM SEKTÖRÜ AÇISINDAN STRATEJİK ÖNEME SAHİP ÜLKELERDEN BİRİ OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZERKEN, “GÜÇLÜ SANAYİ ALTYAPISI, DİNAMİK ÜRETİM KABİLİYETİ, AVRUPA VE ASYA ARASINDAKİ KONUMU VE İHRACAT POTANSİYELİ NEDENİYLE TÜRKİYE'NİN WORLDPTA İÇERİSİNDE ÇOK DAHA BÜYÜK BİR ROL ÜSTLENEBİLECEĞİNE İNANIYORUZ. BU NEDENLE TÜRK ŞİRKETLERİNİN VE SEKTÖR PROFESYONELLERİNİN ORGANİZASYONUMUZDA AKTİF ŞEKİLDE YER ALMASINI ARZU EDİYORUZ.” DİYOR.
Dünya Güç Aktarım Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Salim Haffar, Türkiye'nin güç aktarım sektörü açısından stratejik öneme sahip ülkelerden biri olduğunun altını çizerken, “Güçlü sanayi altyapısı, dinamik üretim kabiliyeti, Avrupa ve Asya arasındaki konumu ve ihracat potansiyeli nedeniyle Türkiye'nin WorldPTA içerisinde çok daha büyük bir rol üstlenebileceğine inanıyoruz. Bu nedenle Türk şirketlerinin ve sektör profesyonellerinin organizasyonumuzda aktif şekilde yer almasını arzu ediyoruz.” diyor.

Dünya Güç Aktarım Derneği'ni (WorldPTA) sizin sözlerinizle tanıyabilir miyiz? Neden WorldPTA'ya ihtiyaç duyuldu? Kuruluş motivasyonunuz ve misyonunuzdan nasıl söz edebilirsiniz?
WorldPTA, kuruluş tarihi itibarıyla genç bir organizasyon olmasına rağmen, üyelerinin deneyimi, sektörel birikimi ve küresel temsil gücü sayesinde son derece dinamik ve etkili bir yapıdır. Bugün üyelerimiz Avrupa'dan Asya'ya, Afrika'dan Amerika kıtasına kadar geniş bir coğrafyayı temsil ediyor. WorldPTA'nın kuruluşunun temel nedeni, güç aktarım sektöründe faaliyet gösteren üreticileri, sektör derneklerini, uzmanları ve karar vericileri küresel ölçekte aynı platform altında bir araya getirme ihtiyacıydı. Günümüzde tedarik zincirleri uluslararası hale gelirken, teknolojik dönüşüm hızlanıyor ve sektörümüz artık yalnızca yerel dinamiklerle yönetilemeyecek kadar küreselleşiyor. Buna rağmen sektörümüzün küresel düzeyde ortak bir sesi yoktu. Bu anlamda misyonumuzu; dişlilerden rulmanlara, redüktörlerden elektrik motorlarına, kayış kasnak sistemlerinden ileri hareket kontrol teknolojilerine kadar güç aktarım sektörünün tüm paydaşlarını bir araya getirerek bilgi paylaşımını artırmak, iş birliklerini geliştirmek ve sektörün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamak olarak belirledik. WorldPTA aynı zamanda sektörün küresel ölçekte temsil edilmesini, ortak sorunlara ortak çözümler geliştirilmesini ve geleceğin teknolojilerine yönelik ortak vizyon oluşturulmasını da hedefliyor.

WorldPTA'nın önceliği hangisi olacak? Sektör sorunlarına çözüm üretmek mi yoksa sektör birliğini sağlamak mı?
Ben bu iki hedefi birbirinden ayrı değil, birbirini tamamlayan unsurlar olarak görüyorum. Sektörün karşı karşıya olduğu sorunlara kalıcı çözümler üretmenin yolu, öncelikle sektörün farklı paydaşlarını aynı masa etrafında buluşturmaktan geçiyor. Güç aktarım sektörü çok geniş bir ekosisteme sahip ve bugün karşılaştığımız zorlukların önemli bir kısmı tek bir şirketin veya tek bir ülkenin çözebileceği konular değil. Bu nedenle WorldPTA'nın önceliği, küresel sektör birliğini güçlendirmek ve bu birliktelikten doğan sinerji sayesinde ortak çözümler geliştirmek olacak. Biz yalnızca teorik çalışmalar yapan bir organizasyon değiliz. Dünya genelinde sektörün nabzını yerinde tutmaya büyük önem veriyoruz. Avrupa, Türkiye, Çin, Güney Afrika ve Güney Amerika başta olmak üzere birçok bölgede fuarlara katılıyor, sektör toplantıları düzenliyor ve doğrudan saha temasları gerçekleştiriyoruz. Bu sayede sektörün farklı bölgelerde karşılaştığı sorunları yakından takip ediyor ve üyelerimiz arasında bilgi, deneyim ve çözüm paylaşımını teşvik ediyoruz.
Sizce sektörün en önemli sorun başlıkları (küresel ölçekte ve Türkiye özelinde) nelerdir?
Güç aktarım sektörü bugün dünyanın hemen her bölgesinde benzer sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Bunların başında da tedarik zinciri yönetimi geliyor. Pandemi sonrası dönemde, jeopolitik gerilimler, lojistik darboğazlar, enerji maliyetleri ve kritik ham maddelere erişimde yaşanan zorluklar, küresel sanayiyi derinden etkiledi. Güç aktarım sektörü de bu gelişmelerden doğrudan etkilendi. İkinci önemli konu ise mevzuat ve regülasyonlardaki hızlı değişimdir. Özellikle karbon emisyonları, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik raporlamaları, dijital izlenebilirlik ve ürün güvenliği konularında dünya genelinde sürekli yeni düzenlemeler hayata geçirilmektedir. Türkiye açısından bakıldığında ise bu küresel başlıklara ek olarak, ihracat pazarlarındaki dönüşüme hızlı uyum sağlamak ve yüksek katma değerli üretime geçiş sürecini hızlandırmak önemli öncelikler arasında yer alıyor. Bu noktada sektör kuruluşlarının ve uluslararası platformların rolü çok önemli. Bilgi paylaşımı ve uluslararası iş birliği sayesinde şirketler bu dönüşüme daha hızlı uyum sağlayabilirler.

Türk sektör profesyonellerinin WorldPTA gibi küresel organizasyonların üst yönetiminde yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunu son derece önemli ve stratejik buluyorum. Bir ülkenin sektör temsilcilerinin uluslararası organizasyonlarda aktif rol alması yalnızca bireysel bir başarı değildir; aynı zamanda ülkenin sanayi kapasitesinin, bilgi birikiminin ve rekabet gücünün de bir göstergesidir. Türkiye son yıllarda güç aktarım sektöründe önemli bir üretim ve ihracat merkezi haline geldi. Türk şirketleri kalite, mühendislik kabiliyeti ve üretim esnekliği açısından küresel ölçekte güçlü bir konuma sahipler. Uluslararası kuruluşların yönetimlerinde yer almak, Türk firmalarına daha fazla görünürlük kazandırırken, küresel karar alma süreçlerine katkı sunmalarını sağlar ve uluslararası iş birlikleri için önemli fırsatlar yaratır. Ayrıca bu platformlar sayesinde sektör profesyonelleri yeni teknolojileri, regülasyon değişikliklerini ve küresel trendleri çok daha erken aşamada takip edebilirler. Bu durumu özetleyen sevdiğim bir ifade var: “Masada değilseniz, menüdesiniz demektir.” Dolayısıyla Türk sektör temsilcilerinin uluslararası organizasyonlarda daha fazla yer almasını son derece değerli görüyorum.
Henüz çok yeni bir organizasyon olduğunuzu biliyorum ancak WorldPTA'ya Türkiye'den üye katılımı için neler söyleyebilirsiniz? Türkiye'den beklediğiniz ilgi ve desteği alabiliyor musunuz? Ya da Türkiye'ye özel bir tanıtım faaliyeti planlayacak mısınız?
WorldPTA bugün hızlı büyüyen ve gerçek anlamda uluslararası bir organizasyondur. Türkiye ise güç aktarım sektörü açısından bizim için stratejik öneme sahip ülkelerden biridir. Güçlü sanayi altyapısı, dinamik üretim kabiliyeti, Avrupa ve Asya arasındaki konumu ve ihracat potansiyeli nedeniyle Türkiye'nin WorldPTA içerisinde çok daha büyük bir rol üstlenebileceğine inanıyoruz. Bu nedenle Türk şirketlerinin ve sektör profesyonellerinin organizasyonumuzda aktif şekilde yer almasını arzu ediyoruz. Aslında Türkiye'ye olan ilgimiz yalnızca sözde değil; kuruluşumuzun ilk uluslararası etkinliklerinden birini Türkiye'de gerçekleştirdik. Ayrıca WIN EURASIA fuarına katılarak sektör temsilcileriyle doğrudan temas kurduk. Önümüzdeki dönemde Türkiye'de daha fazla etkinlik, teknik toplantı, networking organizasyonu ve ortak proje geliştirmeyi hedefliyoruz. Türkiye'nin yalnızca bir üye ülke değil, WorldPTA'nın büyümesinde önemli bir stratejik ortak olmasını istiyoruz.
Küresel ölçekte sektörün kısa ve orta vadeli geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sanayiciler önümüzdeki dönemde nelere dikkat etmeli?
Güç aktarım sektörünün önümüzdeki yıllarda güçlü büyümesini sürdüreceğine inanıyorum. Çünkü sektörümüz, günümüzün en önemli ekonomik ve teknolojik dönüşümlerinin tam merkezinde yer alıyor. Yenilenebilir enerji yatırımları buna çok iyi bir örnektir; rüzgar türbinlerinden güneş enerjisi sistemlerine kadar birçok uygulamada redüktörler, rulmanlar, elektrik motorları ve hareket aktarım sistemleri kritik rol üstleniyor. Bunun yanında dünyanın birçok bölgesinde yeniden sanayileşme eğilimi de güçleniyor; Avrupa, Kuzey Amerika ve çeşitli gelişmekte olan ekonomiler üretim kapasitelerini artırmak için önemli yatırımlar gerçekleştiriyorlar ve bu yatırımlar da doğrudan güç aktarım ürünlerine olan talebi artırıyor. Savunma sanayisi de bir diğer önemli büyüme alanıdır; mekanik güç aktarım sistemleri, dişli teknolojileri ve hassas hareket kontrol çözümleri savunma projelerinin temel bileşenleri arasında yer alıyor. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde sanayicilerin özellikle üç konuya odaklanmaları gerektiğini düşünüyorum:
- Dijitalleşme ve veri yönetimi,
- Enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik,
- Tedarik zinciri dayanıklılığı.
Bu üç alan gelecekte rekabet avantajını belirleyen temel faktörler olacaktır.

İkiz Dönüşüm (Yeşil ve Dijital Dönüşüm) sürecinde sektörünüzü zorlayacak/zorlayan en önemli uyum başlıklarını nasıl sıralarsınız? Sektörünüz özelinde, Türk sanayicilerin İkiz Dönüşüm yetkinlik ve kapasiteleri için neler söyleyebilirsiniz?

Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm artık sanayi politikalarının ayrılmaz iki unsuru haline geldi. Güç aktarım sektörü de bu değişimin tam merkezinde yer alıyor. Yeşil dönüşüm açısından bakıldığında enerji verimliliği, karbon emisyonlarının azaltılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması ön plana çıkıyor: Son yıllarda yaşanan enerji krizleri ve jeopolitik gelişmeler, enerji güvenliğinin ekonomik rekabet kadar stratejik bir konu olduğunu bize gösterdi. Dijital dönüşüm ise sektörümüz için en az yeşil dönüşüm kadar önemli; özellikle Türk sanayicileri açısından dijitalleşme önemli fırsatlar sunuyor: Üretim süreçlerinin dijitalleştirilmesi sayesinde maliyetler düşüyor, verimlilik artıyor ve kalite süreçleri daha etkin yönetilebiliyor. Ancak dijital dönüşüm salt yalnızca verimlilik meselesi de değildir; bugün küresel müşteriler yalnızca kalite sertifikalarına bakmıyor, aynı zamanda ürün izlenebilirliği, dijital entegrasyon, veri paylaşımı, tedarik zinciri görünürlüğü ve sürdürülebilirlik verileri de talep ediyorlar. Türk şirketlerinin bu konuda önemli bir gelişim gösterdiğini görüyoruz. Ancak küresel rekabetin hızına ayak uydurabilmek için yatırımların devam etmesi gerekiyor. Ben Türkiye'nin bu dönüşümü başarıyla gerçekleştirebilecek mühendislik kapasitesine, girişimcilik ruhuna ve sanayi altyapısına sahip olduğuna inanıyorum. Doğru yatırımlar ve doğru stratejilerle Türk güç aktarım sektörü önümüzdeki dönemde küresel değer zincirlerinde çok daha güçlü bir konuma ulaşacaktır.
